Nisan sona ererken özellikle enflasyon ve faiz beklentilerinin keskin bir şekilde yeniden fiyatlandığı sabit gelir piyasalarında zorlu bir dönem yaşandı.
Hisse senedi piyasalarında ise momentumdan değere, yani Teknoloji ve Tüketici İhtiyaçları hisselerinden Enerji, Madencilik ve Bankalar gibi enflasyon korumalı varlıklara büyük dönüşümler yaşandı. Ancak genel fiyat hareketi nispeten hafif kaldı; STOXX Europe 600 endeksi Nisan ayında şu ana kadar %1’den az düştü ve S&P 500 endeksi %3 geriledi.
Ana soru, Nisan tablosunun ileriye dönük devam edip etmeyeceği veya Q1’de görülen boğa hareketinin yeniden öne çıkıp çıkmayacağıdır. Bizim bakış açımıza göre, büyüme dinamikleri risk varlıkları için destekleyici kalmaya devam ediyor ve en son makro veriler ve iş anketleri büyümekte önemli bir yavaşlama işareti vermiyor. ABD’de, Q1’deki reel GSYİH büyümesinin ilk tahmini beklenenden biraz daha zayıf geldi, ancak raporun detayları oldukça olumlu çıktı; özellikle özel iç talep momentumunun çok güçlü kaldığı ortaya çıktı. En son kişisel gelir ve harcamalar raporuna göre, bunun büyük nedenlerinden biri, sıkı işgücü piyasası ve düşük tasarruf oranından kaynaklanan kişisel tüketimin devam eden gücüdür. Ancak ABD hisse senedi değerlemeleri gerilmiş durumda, bu da ileriye dönük beklenen getirilere bir sınırlama getiriyor.
Görüşümüze göre, büyüme ve değer tarzları açısından dengeli bir hisse senedi portföyünü korumak mantıklıdır. Kısa vadeli olarak, tahvil getirileri 10 yıllık Hazine tahvil getirisinin kritik %5 seviyesini tekrar test edebilir ve bu, yatırımcılara son dönemdeki enflasyon artışının sadece bir dezinfleksiyon yolu üzerindeki bir tıkanıklık olduğuna dair bir rahatlama sağlayabilir (15 Mayıs’ta yapılacak sonraki TÜFE açıklamasına kadar). Bu arada, jeopolitik gerilimler de emtia fiyatlarını baskı altında tutabilir. Metal ve Madencilik OW, Bankalar N gibi Döngüsel Değer sektörlerine büyük bir dönüş gördük, ancak Savunma Değer sektörlerinin de toparlanabileceğini düşünüyoruz; örneğin Telekomünikasyon (Güçlü OW), Enerji (OW).
Bu doğrultuda, en son üç aylık raporumuzda potansiyel bir kazanan olarak seçtiğimiz bir pazar İngiltere ve daha spesifik olarak FTSE 100’dür. Bu, yanı sıra, İngiltere makro dinamiklerini hiç yansıtmayan bir endekstir. Savunma/ değer/ enflasyon koruma özelliklerini beğeniyoruz, çünkü enerji/ madencilik/ finans sektörlerine yönelik bileşimindeki eğilim nedeniyle bu özelliklere sahiptir. Ayrıca, FTSE 100, Nikkei veya İsviçre piyasası gibi para birimi hareketlerine hassastır. Başka bir deyişle, GBP, USD’ye karşı değer kaybettiğinde FTSE 100, MSCI Dünya’yı geride bırakır. Bizim görüşümüze göre, GBP değer kaybı ileriye dönük devam edebilir; bunun nedeni sadece 2025’te işçi hükümeti görmesi muhtemel olan seçim takvimine dayanmıyor, aynı zamanda İngiltere ve ABD’deki enflasyon dinamikleri arasındaki ayrışmaya dayanıyor. Dezinfleksiyon ivmesi ABD’de durmuş olsa da, İngiltere’de hala canlıdır. Bu, Fed’in faiz indirimlerini erteleyebileceği, BoE’nin ise muhtemelen devam edebileceği farklı para politikası sonuçlarına yol açabilir.
Önümüzdeki hafta: Hem makro hem de kurumsal kazançlar açısından kritik bir hafta. 1 Mayıs’ta FOMC toplantısı ve 3 Mayıs’ta ABD’deki Nisan iş piyasası raporu önemli piyasa hareketlerini etkileyecek. Euro bölgesinde TÜFE 30 Nisan’da açıklanacak ve Çin’de PMI, geçen ayki hizmet sektörü faaliyetlerindeki toparlanmanın Nisan’a kadar uzanıp uzanmadığını değerlendirmeye yardımcı olacak. Kurumsal kazançlar cephesinde, 174 S&P 500 şirketi rapor verecek ve bunların arasında Apple ve Amazon gibi dev şirketler yakından izlenecek. Avrupa’da ise 64 şirket rapor verecek; bunlar arasında HSBC, Societe Generale, Credit Agricole, ING, Raiffeisen, Danske Bank, Intesa Sanpaolo, BBVA, Santander, Caixabank ve Erste Bank gibi bir dizi banka bulunuyor. Otomotiv sektöründe Mercedes Benz ve Volkswagen rapor verecekken, ilaç sektöründe ise Novo Nordisk de dikkat çekecek.
Varlık Sınıfları Performansı (Ay başından bu yana)




